ORDU, MESUDİYE YEŞİLCE DE ; MİMARİSİ KORUNAN KÖY EVLERİNDE BÜYÜK DETAY..

YEŞİLCE BELDESİNDE, KÖYDEKİ EVLERİN DUVARLARINDA  ATATÜRK VE BAYRAK RESİMLERİ

Ordu Mesudiye’ye bağlı Yeşilce Beldesi, ülkemizin en uzun ortalama yaşam süresine sahip yerlerinden bir tanesi. Yeşilce, Ordu’nun Mesudiye ilçesi sınırları içerisinde daha önce belde olan çok ilginç, Türkiye’de eşi olmayan bir yer. Yeşilce Mesudiye’ye 12 km, Ordu’ya 126 km, Samsun’a 291 ve İstanbul’a 1024 km uzaklıkta. İstanbul’dan Yeşilce’ye direkt otobüs seferleri yapılıyor. Yeşilce’de 19 yıldır Temmuz ayında kültür ve yayla şenlikleri düzenleniyor. Ünlü  sanatçılarında katıldığı şenliklerde Türkiye’nin ve Dünyanın dört bir yanına dağılmış Yeşilceliler bir araya geliyor. Vosvos şenliklerinin de önemli duraklarından biri Yeşilce. Vosvos şenliğinin de Yeşilce’nin tanıtımına büyük katkısı olmuş. Beldeye doğru karşıdan bakıldığında beyaz duvarlı, kırmızı çatılı evler ve etraftaki yeşil çayırlar güzel bir ahenk oluşturuyor. Belde sokaklarında ilerlediğinizde bir başka sürpriz ile karşılaşıyorsunuz, evlerin dış duvarlarına asılı Atatürk resimleri. Hem de bu evler bir iki tane değil bir sürü…

Türk bayrağını simgelediği için evler beyaz duvarlı, kırmızı çatılı; evlerinin dışı da Atatürk resimleri ile süslü… Yeşilce’de kültür merkezi, otel, hatta üniversite bile var. Her şeyden öte özgürlük var; kimse camiye gidene de, içki içene de karışmıyor, hatta bir çok kentte içkili mekan açılmasına izin verilmezken burada bir bar bile var. Beldenin sokaklarında dolaştıkça şok üstüne şok yaşıyor insan, zira kahvehanelerde erkeklerle kadınlar bir arada oturuyor, hatta beraber oyun oynuyorlar. Yeşilce’de okuma yazma oranının yüzde yüz olduğu söyleniyor, köylülerin çoğu okuyup devlet memuru özellikle de öğretmen olmuş. Yeşilce deniz seviyesinden 1350 metre yükseklikte kurulmuş, Merkez ve Yeşilyurt (Beri) adlarında iki mahalleden oluşuyor. Yeşilce’nin üç yaylası ve on iki güzlesi var. Eskiden yani 40-50 yıl öncesine kadar yaylacılık çok daha önemliymiş. Mayıs ayının ilk haftası yaylalara göç edilir, Ağustos ayı başında da güzlelere geçilir, ilk kar düşene kadar güzlelerde kalınırmış. Sonrasında altı ay süren kış başlarmış Yeşilceliler için. Yayla geleneği azalsa da sürüyor, ama kışlar eskisi gibi sert geçmiyormuş.Yeşilceliler hoşgörülü oldukları kadar uyanık ve muzip yönleriyle de tanınıyor, kendilerini eleştirmekten de geri kalmıyorlar. Bir Yeşilcelinin davul zurna eşliğinde, neşe içinde (tek horon) oynarken, kendisine yönelen  sorulara; “Cenazemiz var çok üzgünüz” dediği; yediği çekirdeklerin kabuklarını yere attığı için eleştirilen başka bir Yeşilcelinin ise “Ben havaya atıyorum onlar yere düşüyor, ne yapayım dediği; “Cebindeki rakı şişesiyle birlikte dereye düşen bir kişininde;  kendisini kurtarmaya çalışan ahaliye “Beni bırakın şişeyi kurtarın!” dediği anlatılıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir