ORDU YU, GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TAŞIYAN; TARİHİ MAHALLELER..

TAŞBAŞI MAHALLESİ VE ZAFER-İ MİLLİ MAHALLESİ…

Taşbaşı mahallesi ve hemen üst tarafında bulunan çok dar yollarda gidilebilen ve medivenlerle çıkılan Boztepe nin yamaçlarında kurulmuş, yeşillikler içerisindeki Zafer-i Milli mahallesi, Ordu yu geçmişten bu günlere kadar taşıyan iki tarihi mahalledir.  Eski tip  yapıları, sakin sokakları,  mandalina, portakal,  ve yenii tip dünya meyve ağaçlarını çevreleyen taş duvarlı bahçeleriyle bu iki semtin kıyıdan görünen yüzü,  Sıtkı Can Caddesi’dir. Taşbaşı Mahallesinin sınırlarıda , Fidangör’de başlayıp Keçiköy’e inen Tabyabaşı’dır. Eski Ordu’yu gözlerden uzak tutan sahildeki apartmanlar, sahil yolu yapıldıktan sonra kazanılan düzlüğün belediyece satılmasıyla art arda kurulmuş. O yerleri satanlar, çok katlı yapı izni verenler bu kentin geçmişini ve geleceğini asla düşünmemişlerdir. Taşbaşı Yokuşu’nu çıkarken bu hazineyle bir anda yüz yüze geliveriyorsunuz. Solda hemen dikkatinizi çeken üç katlı ve cihannüması olan ev, eski Ordu evlerinin tipik görüntüsünü yansıtıyor. Eski Ordu Milletvekili Hamdi Şarlan’ın evi bu. O cihannümadan geçmişte görülen deniz kim bilir ne düşüncelere, ne hülyalara kaynaklık etmiştir.Bu evin bulunduğu noktada, Menekşe Sokak başlar. Bu sokak, eski Ordu’nun kalbidir. Zamanı durduran, modern zamanlardan soyunup geçmişin dinginliğini kısacık bir süre de olsa yaşamak isteyenlere birebirdir. Sokağın girişindeki çeşme bir dekor olmanın ötesinde, bu kentin yaşam biçimini de yansıtır. Yıllar yılı yıkık dökük durduktan sonra şimdi yeniden şıkırdamaya başladı musluğu. Hemen ardındaki heykelle bütünleşen bir neşe saçıyor çevreye. Menekşe Sokağı’nın bitiminde görkemli bir yapı , taş yolu adımlayanlara. “Yol burada bitti; ama tarih ve zaman sürüyor.” Yolu kesen bu yapı 1850’lerde yapılan Taşbaşı Rum Kilisesi’dir. Geçmişte hoyratça bir düşünceyle cezaevi olarak kullanılan bu güzel yapı, 1990’lı yıllarda onarıldı, şimdi çeşitli etkinlikler için  kullanılıyor. Bu bina, eski Ordu’nun bir mihenk taşı gibi duruyor orada, denizin üstünde yükselen kayalıklara oturmuş, eli çenesinde, önünden akıp giden zamanı izliyor sanki. Taşbaşı Kilisesi’nin bahçesinde durup yüzünüzü Boztepe’ye doğru çevirdiğinizde, evet, çirkin, beton yapılar göreceksiniz ama; onların arasında küme küme, restore edilmiş eski Ordu evleri gözlerinizi okşayacaktır. Kilisenin hemen yanındaki birbirinin aynısı iki yapı bugün “İkizevler” adıyla anılıyor. Ergin Karlıbel’in örnek oluşturacak girişimiyle restore edilen ve butik otel olarak açılan bu iki binanın biraz ilerisindeki üç katlı, uzun sarı bina “Sarı Konak”. Kapısındaki Osmanlı armasından, pencerelerindeki oymalara kadar geçmişin ihtişamını yansıtır. Taşbaşı’nın Keçiköy’le buluştuğu noktanın adı olan Tabyabaşı “Sahil yolu yapılmadan önce şehre giriş Tabyabaşı’ndan olurdu. Cumartesi günleri öğleden sonra ve bilhassa yaz aylarında pazar günleri, genç yaşlı, kadın erkek, şehirli bu yolda gezintiye çıkardı. Tabyabaşı’nın korkuluklarla çevrili, geniş kavisli yerinde oturulur, gelip geçenler seyredilirdi. Tabyabaşı, o yıllarda aşıkların buluşma yeriydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir